Sevgi Gönderen: FetihlerFatihi Tarih: 30 October 2007 21:06:20
Sevgi, beklenti; beklenti ise baskı yaratır
Ynt: Sevgi Gönderen: 32844 Tarih: 14 November 2007 03:17:05
Sevgi yakınlık, yakınlık laubalilik, laubalilik saygısızlık, saygısızlık kavga, kavga kan, kan savcı, savcı hakim, hakim ceza, ceza ibret doğurur.
Sevgi yakınlık, yakınlık saygı, saygı hoşgörü, hoşgörü anlama, anlama yardım, yardım paylaşma, paylaşma insanlık doğurur.
Herşeyin ikiyüzü vardır. İki yüzden birini seçmek elimizdedir. Gurur diye başka bir konu vardı. İşte o gurur seçimlerimizde etkiidir.
En iyisi "Yaradılanı sev yaradandan ötürü", "Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır", "Ne olursan ol gene gel" diyen Mevlana'ya uymak. İnsanları sevelim. İki ayaklı hayvanların ise ıslahına yardımcı ve duacı olalım. Özet sevgi aslında güzeldir.
Ynt: Sevgi Gönderen: FetihlerFatihi Tarih: 14 November 2007 10:24:12
Bence sevginin tek anlamı vardır. O da sevmek. Her şey yolundaysa, sevgi sorun getirmez. Sevilen acı çekiyorsa, seven de acı çeker, ancak bir farkla; acıyı gizli çeker seven, çünkü sevilenin desteğe ihtiyacı vardır.
Tam bu noktada sevginin baskı yarattığını düşünüyorum.
Gururun yarattığı psikolojik baskı, kendi benliğiniz üzerinedir, ancak sevgi; kendi benliğinizi arkaplana iten bir baskı yaratır.
Ynt: Sevgi Gönderen: Akrep Tarih: 14 November 2007 12:26:30
Gururun yarattığı psikolojik baskı, kendi benliğiniz üzerinedir, ancak sevgi; kendi benliğinizi arkaplana iten bir baskı yaratır.
İşte o baskı ne güzel bir baskıdır

Hayatta baskısız yaşamak gibi bir hayaliniz yoksa hiçbir sorun yok bence. Baskısız, savaşsız, acısız sıkıntısız bir hayat = heyecansız, sevgisiz, zevksiz, barışsız ve umutsuz bir hayat. Önemli olan savaşın ne için yapıldığı, baskının ne için olduğu, sıkıntının sonundaki umut ışığı, bunlar hayatın zevkleri değil mi? Vazgeçilmez parçaları değil mi? "Şu sıkıntı keşke olmasaydı..." dediğim zaman değil ama "Hayatta hiçbir acım sıkıntım olmasaydı" dediğim zaman taş olmayı dilemiş gibi hissediyorum kendimi.
Ynt: Sevgi Gönderen: FetihlerFatihi Tarih: 14 November 2007 12:36:41
@akrep, o zaman cennete gitmeyelim kardeş

Biliyorsun ki, inanışımıza göre cennet fevkalade bir yer.
Ben de çok düşünmüşümdür cennetin bu yönünü. Sanırım bize rahat batıyor ya da tuzumuz kuru

Memleket isterim, Cenneti aratmayan

Ynt: Sevgi Gönderen: Akrep Tarih: 14 November 2007 13:54:07
İnsan benzetmeler yapmak suretiyle tanımlayamadığı şeyleri algılayamaz ve anlayamaz. Dolayısıyla inanışlarımız ve madde dünyasının kurallarına göre var olmaması gereken herşey aslında tanımlanamaz. Ancak madde dünyasındaki bazı şeylere benzetilerek açıklanabilir. Yani inanç dünyamızdaki hayallerimiz ile gerçeğin tam örtüşeceğini sanmamakla beraber daha fazlası hakkında yorum yapmak için de kapasitemizin yetmeyeceğini düşünüyorum.
Biz zaten var olmadığımız ve seçim yapmadığımız halde bizi bu madde kurallarına bağımlı alemde ihtiyaçlarımızla, mecburiyetlerimizle, doğrularımızla ve çelişkilerimizle var eden Allah, yarın yine ihtiyaçlara bağımlı olarak ama her türlü ihtiyacımızı hemen karşılayarak zevk alacağımız bir alemde de var edebilir bizi.
Bu dünyadaki ihtiyaçlardan tamamen bağımsız ve yepyeni (yaşarken bilemediğimiz ve tanımlayamadığımız) ihtiyaçlarla bizi var ederse ve bu ihtiyaçları da hemen istediğimiz zaman karşılayabileceksek bu da cennet olur değil mi?
Belki de bu hayattan sonra asıl ihtiyacımızı bileceğiz. Yaradana kavuşmak olduğunu bileceğiz belki de tek derdimizin. İhtiyaçların tamamen illüzyon olduğunu bileceğiz ve şu anda hayal ettiğimiz gibi cennetin sokaklarında Ferrari'yle 350 basmayacağız (benim bu dünyada gerçekleştiremeyeceğim hayallerden biri de o yüzden

) yada en sevdiğimiz yemekten yarım ton yemeyeceğiz...
@akrep, o zaman cennete gitmeyelim kardeş

Biliyorsun ki, inanışımıza göre cennet fevkalade bir yer.
Valla belki gitmeyiz cennete, belki gideriz. Gideriz de ne isteriz, ne istemeyiz onu dahi Allah bilir. Ama bu dünyanın, hayatın kuralları bellidir. Yaşarız, ihtiyaç duyarız, ihtiyaçlar için iyi-kötü tanımlamalarını yaparak seçimlerde bulunuruz. Bunları yaparken seçimimiz doğrultusunda iyiyle yada kötüyle savaşırız, zulmederiz yada yardım ederiz, sıkıntı çekeriz yada sıkıntı veririz ama insan aklının bittiği yere imzasını atan "O" , insana sevgiyi de, umudu da vermiş.
Büyüklüğü hakkında küçük akıllarımızda bir iz bırakmak için "merak"ı vermiş, sayısız dertle birlikte dermanlarını araştırmamızı istemiş. Bilim'i vermiş... Bilim'i şeytanlık için kullanan olmuş ona da izin vermiş.
Yani kim gider cennete kim gitmez ona Allah karar verecek ama benim Allah'ın mesajlarından anladığım hayat yolu sevgili olmaktan, umutlu olmaktan, yardımcı olmaktan, çalışkanlıkla dost, öfkeyle düşman olmaktan, güzelliği kendinden değil Allah'tan bilmekten ve nihayetinde O'nun izniyle bu dünyada sona ermekten geçer.
Memleket isterim, Cenneti aratmayan

Memleket de bu dünyanın ihtiyacı, ben de isterim dünyada yaşayabileceğim kadar cenneti kendi memleketimde görmek. Bunun için çalışırız, gerekirse savaşırız, gerekiyorsa izin isteriz ölmek için... O cevabını vermiştir zaten, biz sadece zamanı geldiğinde anlarız.
Ynt: Sevgi Gönderen: FetihlerFatihi Tarih: 15 November 2007 18:10:06
Benim aklıma yatmıyor. Savaşla barışı sevmek, düşmanla dostu sevmek.
Ben mutlu olmak için, acının olması gerektiiğini düşünmüyorum.
İşin ilginç tarafı; istediklerimin istemekten öte gitmeyeceğini de biliyorum.
Ynt: Sevgi Gönderen: Akrep Tarih: 15 November 2007 19:16:49
Ben mutlu olmak için, acının olması gerektiiğini düşünmüyorum.
Bu bazı şeylerin zıttıyla anlam bulması olayı... Yani hissettiğin şeyin zıttı da senin aklında olmasa, ruhuna işlenmemiş olsa zaten senin hayat akışında bir fark oluşturmaz. Fark oluşturmazsa algılama oluşturmaz. Ve algılanmayan ruhsal durum senin için zaten "yok" demektir.
Özlem acısını ne kadar yoğun yaşarsak, kavuşma mutluluğunu o kadar yoğun yaşarız. Bir insanı uzun süre görmeyip aynı zamanda da özlemediysek, aklımıza geldiğinde "keşke bir görseydim, konuşabilseydim" vs. gibi hiç düşünmediysek, yani varlığı ile yokluğu arasında bize göre fark olmayan bir insanı uzun zamandan sonra görüp de sevinebiliyor muyuz? Sokakta gezerken çoğu insanı milyarlarca yıldır ilk kez görüyoruz, neden özlemle sarılmıyoruz onlara? Çünkü onlar için özlem acısı çekmedik... Bu bir örnek, belki binlerce örnek verilebilir.
İnsanı mutlu eden en büyük en temel kavramlarda acı da var. Acıyı çıkarırsan farkında olmadan mutluluğun kaynağını da sökmüş oluyorsun. İnsanın asıl istediği ve bu dünyayı bir "oyun" haline getiren şey ise mutluluk bulma ve mutluluk verme çabası. Tamamen mutlu ve doymuş bir hayatın var olamayacağı hayatın kaynak kodlarında yazılı, görmeye çalışın... Bu ikansızlığın peşinde koşmak, insanın hayatında alabileceği en büyük mutluluğu oluşturuyor aslında fakat çoğumuz maalesef mutluluğun nihai hedefte olduğunu sandığımız ve o noktaya henüz ulaşmadığımızı bildiğimiz için mutluluktan yoksun bırakıyoruz kendimizi.
Bence çalışmak, beklentiler, planlar vs. yarın içindir ama mutluluk bugün ve şu an içindir. Bu yüzden "beterin beteri var, haline şükret" derler

Bu yüzden çoğu zaman yıllarca hayalini kurduğumuz ve elde etmek için belki yıllarca çalıştığımız bazı şeyleri en sonunda elde ettiğimizde hayalimizdeki gibi olmadığını, mutluluk dolu olmadığını ve hatta hayallerimizi süslerken aslında daha çok mutluluk verdiğini görürüz. Bu, insanın sadece kendi kendini ve gerçekten istediği zaman mutlu edebileceğinin kesin kanıtıdır bence.
Çok konuştum ama aklımda bir örnek daha geldi eğer yazmazsam içimde kalır;
18 derece serin bir havadır. 35 derecedeki hava, sıcak bir havadır. Üzerinde bir pantolon bir gömlek bulunan ve hava sıcaklıkları neredeyse her gün 25 derece civarında seyreden bir ülkeden olan 2 kişiden birini 18 derece olan odaya, diğerini 35 derce olan odaya konulursa ve yeterli bir süre geçirilirse 18 derecedeki vatandaş 35 derecelik odanın hayaliyle, diğeri de 18 derecelik odanın hayaliyle yaşamaya başlar. İstedikleri olduğunda ne kadar mutlu olacaklarını düşünürler. Birisi 35 dereceye "sıcacık" derken diğeri "cayır cayır" der, birisi 18 dereceye "serin serin" derken diğeri "buz gibi" der. Nihayetinde yer değiştirirsin.
-Bu değişim esnasında alınan zevk ve mutluluk en yoğun olan ama en kısa süren,
-değişimden önceki, değişim özleminin yarattığı "vaad edilen" mutluluk en tutkulu olan ve en büyük sanılan,
-değişimden sonraki mutluluk ise miktarı insanın kendini ne kadar kandırabildiğiyle doğru orantılı olan bir mutluluktur.
Gerçek mutluluk ise yukarıdaki maddelerin farkına varmak ve baktığımız heryerde zaten var olan mutluluğu görmektir. Diğerleri kadar süslü püslü görünmese de insana en çok huzur veren mutluluğun bu olduğunu düşünüyorum, yukarıdaki durumlar ise daha sonra gelmelidir.
Yani Fatih kardeşim, 18 ve 35 derece dediğim değişkenlere hayatın içinden uygun değerleri atayarak şunu söyleyebiliriz;
18 dereceyi bilmeden 35 dereceye "ooh sımsıcak" diyemeyeceğimiz gibi, 35 dereceyi bilmeden 18 dereceye "ooh serin serin" diyemeyiz. 18 derece birileri için "mutluluk", birileri için "üzüntü" kaynağı olabiliyor olması, acı ile mutluluğun birbirinden ayrılamayacağının da ispatı bana göre.
Diyorum

(Düşünce dünyası'nda olduğumuz için bol kepçe yazıyorum inşallah yanlış yapmıyorumdur)
Ynt: Sevgi Gönderen: FetihlerFatihi Tarih: 16 November 2007 21:34:42
Kendi adıma konuşmam gerekirse; yazdıklarını zevkle okuyorum.
Yazdıklarına gelince; bence acı ile kıyaslanamayacak konular, çünkü hiç kimse acı çekenle yer değiştirmek istemez.