Kodbank İndir

! CODEBANK 2012 !

İNDİRMEK&DETAYLI BİLGİ ALMAK İÇİN BURAYI TIKLAYINIZ.

ÖNEMLİ AÇIKLAMA: MUTLAKA OKUYUNUZ!

Gönderen Konu: Güzel Yazılar...  (Okunma sayısı 2722 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SsEeRrCcAaNn

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 703
  • Rep: +5/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Delphi and JALv2 programmer
Güzel Yazılar...
« : 27 Mayıs 2008 21:04:42 »
Lise 1'de iken sağlık dersi kitabında bir serbest yazı vardı hoşuma gitmişti şimdi arşivi kontrol ederken elime geçti paylaşmak istedim..

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BENİ HATIRLAMAK İÇİN

GÖZLERİMİ; gün ışığını,bir bebeğin yüzünü,bir kadının gözlerindeki sevgiyi görmemiş bir adama verin.

KALBİMİ;kendi kalbi ona acı vermekten başka bir şeye yaramayan birine verin.

KANIMI;bir otomobilin enkazı altından çıkarılmış olan gence verin.
Verin ki torunlarının oynadığını görenedek yaşabilsin.

BÖBREKLERİMİ;haftadan haftaya yaşaması makineye bağlı olan birine verin.

KEMİKLERİMİ;alın ve sakat bir çocuğun yürümesinin yolunu bulun.

Eğer bir şeyleri gömmemiz gerekiyorsa,hatalarımı,kusurlarımı,insanlara olan önyargılarımı gömün.
günahlarımı şeytana,ruhumu Tanrıya verin.eğer yeri gelir de beni hatırlamak isterseniz,bunu;size
ihtiyacı olan birisine yardım ederek yapın.

Eğer tüm bu istediklerimi yaparsanız ben sonsuza dek yaşayacağım.


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
« Son Düzenleme: 28 Mayıs 2008 20:04:51 by SsEeRrCcAaNn »
Artık bir insanın önüne bir bilgisayar koyarak onu daha üretici yapamıyoruz. O günler geride

Çevrimdışı hayati

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 860
  • Rep: +19/-3
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Beni Hatırlamak İçin...
« Yanıtla #1 : 28 Mayıs 2008 18:14:57 »
EY HALKIM !

Sevidir öz türkçe
Tüm belaların mümessili
Her dilde aynı sızıyı hatırlatır
Yalnızlık
Bakma kemik sesidir sesimin içine sızan
Kırılmaktadır sabah akşam
Eklemlerim fire vermektedir ek yerlerinden
Ruhumdaki
Dikiş izleri belli olmaktadır
Evet değirmende bir başak kederidir un
Ama suyla hamur olacak bir şey değildi bu kördüğüm...
Sen bir sokak oluyorsun bazı
Bazı bir koku
Birinin saçına sinen
Sen bir şaka oluyorsun bazı
Durup dururken aklıma gelen
Sen bir çift göz oluyorsun bazı
Bir tek sözü bile aklında tutamayan
Herkes kötü davranıyor bana
Sözüm kesiliyor
Ve kanıyor en zayıf harfinden
Saçım çekiliyor
Yüzümden
Herkes bana kötü davranıyor
Yalnızlığım ki,yirmidört saat birlikteyiz
Kendisiyle
Bazı o bile uğramıyor
Asıl gelmeyince gelen
Bir ölüm haberi gibi
Ağaçlarım sökülüyor sonra
Başka yere ekilecekmiş süsü veriyor
Kuru dallarımın pişmanlığına
Ellerime yapraklar dökülüyor
Hak edilmiş bir sonbahardan
Herkes bana kötü davranıyor
Uğradıklarında anlıyorum
Görmezden geliyorlar
Yol uzun vakit kalmıyor bana
Ayaküstü kalbimi kırıp gidiyorlar
Ağzımda kendi gözyaşım birikiyor
İçin için bir tuz tadı
İçin bu kayıplar içinizden geldiği gibi
Üzülmeniz için
Herkes sevsin istedim beni
Suç işledim masa örtülerime
Süs mahiyetinde
Kimseyi sevemedim uluorta
Suç işledim kayıtlara geçti
Geçti gitti bir ömrün
Henüz bilmiyorum ne kadarı
Cezadır ey halkım
Çekilir tenimden
Tez elden hazırlanır doktora
Kendini ele veren tezler
Konumuz yoktur ey halkım
Konuşmacınız yalnızlık illetinde
Yazılarına bir süre zarar verecektir
Kendisi yıllık gizinde
Kar bile yağmaz
Kış kendini tanımlamaz
Akdenizin zedeli mevsimlerinde
Seyrine buğu dayanmazdı oysa
Çocukluğum
Lapa lapa bir seyirliktir
Komikliğimiz yoktur ey halkım
Komiğiniz kar izindedir
Kadındır
Saçlarında birbirine karışır teller
Sevgilinin tellerine bakışlar konar
Herkes sevdiğine canım
Böyle mi yazar?
Aşkımız yoktur ey halkım
Sevdalınız şıllık izindedir
Yazımız yoktur ey salkım
Üzümlerimiz üzünç içinde
Şarap meylindedir
Şiirimiz çoktur ey halkım
Şairiniz acı çekmektedir.
Olsa dahi tenimin kıl biten her yeri bir dil, güçsüzüm şükretmeye,şükrüm binde bir bile değil (İ.R.)

Çevrimdışı SsEeRrCcAaNn

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 703
  • Rep: +5/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Delphi and JALv2 programmer
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #2 : 28 Mayıs 2008 20:07:11 »
Nette Dolaşırken Buldum ve Hoşuma gitti bende Paylaşmak istedim...

İKİ KUM TANESİNİN AŞKI….


Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında, canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler. Derken bir rüzgâr çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok
uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.
            Bir gün biri diğerine "sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim" demiş. İkisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar. Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış. Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar. İkisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş. Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler
geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka âlemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra birbirlerini hiç görmeden, mesafelere, engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. "Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize" demişler. İkisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük
bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar. Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği
anımsamışlar.

Dilek şöyleymiş "Allah'ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin." Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini
sandıkları yılları aslında bir bir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.

   Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta... Her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. Sevmeği bildikten sonra mesafeler, acılar, yıllar, aylar... Asla sevdayı söndürmez ama sevmeği bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan...
Artık bir insanın önüne bir bilgisayar koyarak onu daha üretici yapamıyoruz. O günler geride

Çevrimdışı hayati

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 860
  • Rep: +19/-3
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #3 : 29 Mayıs 2008 07:58:20 »

Günün birinde bir çölde iki kum tanesi .....
dedinde aklıma geldi

Çöle kıyısı olan kentlerin
limanları sıkıcı olur
kuş uçar gemi geçmez,
kervan zaman içinde.
böyle kentlerde insan
fırtına gibi sever,
sevdiği için ağlamayı.

hangi türküde sevmekten bahsedilse
ben hicaz olurum
elimi ıslatır elinin teri
ziyan olurum

seni sevmekle ıslanır akşam sefalarım
hangi türküde sevmekten bahsedilse
bu çölde ben
'şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor'da
bahsedilen şair olurum

Yılmaz Erdoğan
Olsa dahi tenimin kıl biten her yeri bir dil, güçsüzüm şükretmeye,şükrüm binde bir bile değil (İ.R.)

Çevrimdışı Kocaturk

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 2.474
  • Rep: +56/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Delphi Dünyası
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #4 : 29 Mayıs 2008 19:52:38 »
Herkes halkına sesleniyor, güvercin kanatlarına mektup yazıyor. Bu da çoook uzaklardan, çoook mukaddes yerlerden bit sesleniş. Bende bunu paylaşayım dedim.

Nasıl anlatsam,
Nereden başlasam.
Hayatımın baharında
Yirmi yaşındaydım.
Silahı elime aldığımda
Amacım sadece
Kendimi ve vatanımı korumaktı
Ey halkım !

Gecenin bir yarısı
Önce silahım düştü elimden
Sonra ben düştüm
Kara toprağa
Şehit oldum.
Al kanlara boyandı bedenim
Görmediniz ;
Fışkırdı aktı,
Göl oldu kırmızı kanım
Ey halkım !

Ben hesaplamamıştım
Gencecik yaşımda
Kara toprağın altına girmeyi,
Düşünmemiştim
Vatanımda,
Bayrağımın altında yaşayacaktım
Evlenecektim,
Bebelerim olacaktı
Ey halkım!

Dopdolu günlerim olacaktı,
Bu hayatta sevdiklerimle
Şimdiyse ta şuram,
Sol yanım sızlıyor,
Duyun beni,
Bana kıyanlar,
Evlerine dönsün diye
Yasalar çıkarılıyor
Ben de dönebilecek miyim?
Evime, aileme
Ey halkım!

Ben de anneme
Sevdiklerime dönmek istiyorum
Bana da yasalar hazırlanır mı?
Dersiniz .
Benim sayemde mecliste oturanlar,
Söyleyin buna gücünüz yetecek mi?
Ben dönebilecek miyim?
Nefes alabilecek miyim sizler gibi!

Anne baba tutun ellerimi artık,
Çıkarın beni buradan
Duramıyorum
Bu dört duvar arasında,
Soğuk, üşüyorum!
Duyun sesimi
Siz beni gözünüzden sakınırdınız!
Ne oldu ;
Özlemediniz mi?
Vatana kurban verdiğinizi..

Ben niye buradayım ?
Suçum vatanımı korumak,
Silah çekene
Dur demek mi?
Dağdakiler affedilecekti madem
Söylesenize ben kanımı neden akıttım, neden ?
Toprağımı korurken neden toprağa girdim, neden?
Kanımı akıtmalarına
Neden izin verdiniz ?
Ey halkım !

Toprak vereceklermiş,
Ödül vereceklermiş anne!
Beni vurdukları için mi?
Söyleyin bana ey halkım !
Ben toprak istemiyorum
Alın üstümdeki bir karış toprağı da,
Alın!
Ben nefesimi istiyorum sadece.

Bana da hazırlar mısınız bir yasa?
Ey uzlaşmacılar !
Bir can,
Bir nefes verebilir misiniz bedenime...

Çevrimdışı 32844

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 288
  • Rep: +3/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #5 : 29 Mayıs 2008 23:11:23 »
"Waldo, Sen Neden Burada Değilsin?"

İsmet Özel'in bir kitabının adı. Bu kitapta kendi hayatının bir muhasebesini yapmıştır. Kitaba adını veren bölümden bir alıntı:

Thoreau, ABD'nin Meksika'ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nufüs başına vergiyi "ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın" gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapis yattı.

Kendisinden ondört yaş büyük olan ve bir çok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Raplh Waldo Emerson, telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşmanın cereyan ettiği anlatılır:

"- Henry, neden buradasın?"
"- Waldo, sen neden burada değilsin?"


Bu da taşları yemek yasak kitabından;

Ormanın derinliklerinde yürümekte olan avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş. Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış: Taş Yemek Yasaktır. Bu anlaşılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış. Levhanın asılı olduğu ağacın yönündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş. Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış:

“Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var?

Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten çok daha büyük tahribat yapan işlerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır. Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi insanların sanki taş yermişçesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil tavırlarından doğmaktadır.

Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya su zehirlidir yazmış olsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul edecektin. Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin. Çünkü yasaklanan şey senin aklına uygun gelecekti. Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uymuş olacaktın. Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın. Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha gördün ve acaba bunun hikmeti nedir diye kendine bir yol açtın. Ben de sana insanların gerçekte yaptıkları birçok işte taş yemeye benzer davranışlar gösterdiğini ve aslına bakılırsa taş yediklerini söyledim. Eğer söylediklerimi anladıysan aramızda hakikatin bir parçası tecelli etti.

İşte Allah’ın insanlar için gönderdiği emir ve nehiyler böyledir. İnsan ancak bu emir ve nehiylerle hakikatin nasıl tecelli edebileceğini öğrenebilir. Eğer Allah’ın emrettiği ve yasakladığı şeylerle ilk karşılaşan insan bunu tabii karşılarsa, aklına uygun bulursa bu emir ve nehiylerden hiçbir şey öğrenemez. Ama bazı izleri takip edip bu emir ve nehiylerin nelere tekabül ettiğini öğrenebilirse hakikate varabilir.

İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun. Öyleyse şunu düşün: İnsanın ihtiyacı olandan fazlasının elinde tutması kendisi için taş gibidir. Bu yalnız mallar, servet, güç gibi nesnelerde geçerli değil. Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle. Bilgi için de böyle. Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o “şey” olur, o şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar. Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın. Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir. Taşları yeme, taşları yemek yasak.”
« Son Düzenleme: 29 Mayıs 2008 23:17:06 by 32844 »
Çang çing çong çung.
Çin Atasözü

Çevrimdışı hayati

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 860
  • Rep: +19/-3
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #6 : 30 Mayıs 2008 08:10:35 »
Oktay abim senin şiir elbetteki çok manidar ama bana dahada bir manidar geldi nedense??
Herşeyiyle kendime yakın hissettiğim şairler Necip Fazıl'lar, Sezai Karakoç'lardır...
Adamın (Y.E.) sadece kelimelerle oynaması ile , fikirleri bana ters olsada kaleminin güçlü olması ile ilgileniyorum, hani çok klişedir ya, aslında kimse Ahmet Kaya'yı sevmez sesi güzel olduğu için dinler, onun gibi bir şey... 

FEZA PİLOTU

Yirminci yüzyılın ablak yüzlü pilotu
Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?
Bir odun parçasına at diye binen çocuk!
Başında çelik külah, sırtında plastik gocuk.

Uzakları yenmiş Fatih edasındasın!
Dipsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...
Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...
Farkında değilsin ki, Ay Dünya'ya bir karış

Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;
Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe
Kavanozda, kendini deryada sanan balık;
Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;

Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası!!!
Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü'minin duası;
Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;
Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.

Bilmediler; kalptedir, kalptedir asıl feza;
Kalptedir, ölümsüzlük kefili kutsi imza.
Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;
Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot,

Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.
Bizimkiler ışığa gem vurur da binerler;
Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler...

Necip Fazıl Kısakürek
Olsa dahi tenimin kıl biten her yeri bir dil, güçsüzüm şükretmeye,şükrüm binde bir bile değil (İ.R.)

Çevrimdışı SsEeRrCcAaNn

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 703
  • Rep: +5/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Delphi and JALv2 programmer
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #7 : 30 Mayıs 2008 14:35:39 »
Sevdiğim ve okumaktan zevk aldığım bir şiir..

MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller.

Sezai Karakoç
Artık bir insanın önüne bir bilgisayar koyarak onu daha üretici yapamıyoruz. O günler geride

Çevrimdışı 32844

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 288
  • Rep: +3/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #8 : 04 Haziran 2008 12:52:04 »
Bir şiirde ben ekleyeyim

OĞUL

Vatan oğul, bayrak oğul, devlet Oğul, can oğul
Sevmek nedir bunu bilen aşıklara bismillah
Bu oğullar Sümeyya can analardan doğdular
Rabbiyesir dileklerden beşiklere bismillah
En hürmetli yar göğsünden ilk yudumlar hakkına
Tan aklı dudaklardan kaşıklara bismillah
Ad verirken ilk ezandan ilk duyduğum kelamda
Göz ve gönül aydınlatan ışıklara bismillah
Emeklerken diz vurduğun, iz vurduğun her yerde
Ayaklanıp atladığın eşiklere bismillah
Ak önlükler ileyip te belediğim can oğul
Ninnilere, destanlara koşuklara bismillah

Gazi oğul, şehit oğul, ilhan oğul, bin oğul
Ak döşünden kan fışkıran beşiklere bismillah
Düşte gördüm, kanlı başım Peygamberin dizinde
Ocaklara, eşiklere, beşiklere bismillah

Karamürsel, kara üzüm gözlü Mürsel
Soy oğul, Gündüz beyce namlı yiğit
Beydağımca bey oğul...
Gazi Battal ülkesinin kara yiğit balası
Devlet oğul, mürvet oğul, fidan oğul, toy oğul
Anam dedin, babam dedin, Atam dedin bayrağa
Hem al bayrak oldun işte, hem bayrakta al oğul
Bağrımdaki, Bağrımdaki kurşunlarla çık Peygamber katına
Ol mübarek avucun içine birer birer say oğul
Bet yüzlüler, kem gözlüler hor bakarmış vatana
Biz tükenip, biz tükenip yok olmadan olmaz böyle şey Oğul
Denilmiştir; can sağ iken yurt vermeyiz düşmana
Hem sütümden, hem kanımdan, hem canımdan
Bu sendeki huy oğul....

Gazi oğul, şehit oğul, ilhan oğul, bin oğul
Ak döşünden kan fışkıran beşiklere bismillah
Düşte gördüm, kanlı başım Peygamberin dizinde
Ocaklara, eşiklere, beşiklere bismillah

Söz : Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
Çang çing çong çung.
Çin Atasözü

Çevrimdışı 32844

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 288
  • Rep: +3/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #9 : 06 Haziran 2008 18:51:44 »
Yazı değil karikatür, Güzel mi güzel, esprili mi evet, zeka ürünü mü hem de nasıl.

Aşağıdaki adreste rastladım. Yazı değil ama yazılarla anlatılandan çok fazlası var.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9116476.asp?gid=229&sz=62352
Çang çing çong çung.
Çin Atasözü

Çevrimdışı Kocaturk

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 2.474
  • Rep: +56/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Delphi Dünyası
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #10 : 06 Haziran 2008 19:25:00 »
Süpermiş gerçekten  :_sg

Çevrimdışı SsEeRrCcAaNn

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 703
  • Rep: +5/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Delphi and JALv2 programmer
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #11 : 29 Haziran 2009 09:45:41 »
HERKESİN HIRSIZ OLDUĞU ÜLKE

Herkesin hırsız olduğu bir ülke varmış,ama istisnasız herkesin. Gece olunca,insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanına alır ve komşusunun evini soymaya gidermiş. Gün doğarken geri döndüklerinde torbalarını doldurur,yüklerini alırlarmış. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış. Ülkede kimse kaybetmezmiş,çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım son kişi ilk kişiden çalana kadar sürermiş.Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış.Gece olduğunda,çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş: "Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok."demişler.

Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek zorunda kalmış. Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.
Zengin-Fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler. Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş.

Bir süre geçtikten sonra,artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terketmişler.Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar.

Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış. Kağıtta şunlar yazıyormuş:

"Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç olmuş demektir".
Artık bir insanın önüne bir bilgisayar koyarak onu daha üretici yapamıyoruz. O günler geride

Çevrimdışı kirve

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 87
  • Rep: +1/-0
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #12 : 29 Haziran 2009 13:06:12 »
bi hikayede benden olsun
Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL
maaşla, bir bekçi işe almaya karar verir.
Bir süre sonra düşünülür ;
''Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak''
Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750'şer TL maaşla,
iki kişi işe alınır.
Bir süre sonra
''İşleri yapıp  yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz'' diye düşünülerek,
1.000'er
TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları
yazar .   Bir süre sonra
'' Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek '' diye tartışılır ve
1.500'er TL maaşla, bir muhasebeci şefi, bir katip, bir de istatikçi işe
alınır.      Bir süre sonra ;
''Peki bunlardan kim sorumlu olacak.'' Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı
bir müdür ve 3.000'er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.
Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak
için bekçi işten çıkartılır...

Çevrimdışı Kocaturk

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 2.474
  • Rep: +56/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Delphi Dünyası
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #13 : 29 Haziran 2009 23:19:35 »
.....Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak
için bekçi işten çıkartılır...

Süperdi vallahi, ben ilk kez duydum ve çok hoşuma gitti, memleketin durumuna bir örnek olmuş gerçekten.

Çevrimdışı kirve

  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 87
  • Rep: +1/-0
Ynt: Güzel Yazılar...
« Yanıtla #14 : 30 Haziran 2009 11:17:19 »
evet... benimde cok hosuma gitmisti okudugumda